Bitkisel Kanser Tedavisi
Kanser Tedavisinde Tamamlayıcı Tıbbın Yeri Kanser tedavisi klasik tıpta 4 ana başlık altında toplanır;
1-CERRAHİ MÜDAHALE:
Mevcut kitlenin çıkarılmasıdır ki eğer mümkünse, en etkili ve yan etkisi en düşük tedavi yöntemidir. Hastaların çoğu zaman en korktuğu tedavi yöntemi olsa da aslında en etkili ve emniyetli yöntemdir fakat çoğu zaman tek başına yeterli olmaz çünkü cerrahi olarak temizlenen tümör kısmı gözle görülebilen kısımdır ve çoğu zaman tümörün gözle görülmeyen mikroskobik kısmı da mevcuttur ve bu kısım cerrahi olarak temizlenemeyebilir. Cerrahi tedavideki diğer bir handikap da birçok tümör tipinde hastanın başvuru anında ameliyat şansını kaybetmiş olmasıdır, tümör lokal olarak çevre damar ve sinirlere yayılmış durumda olur ve istesek de tümörü çıkarmak mümkün olmayabilir.
Bu evreye gelmemiş, yani ameliyat şansına sahip hastaların mutlaka bu şansı kullanmaları gerekir çünkü cerrahi tedavi her zaman tek başına yetmese de tümör yükünü en kısa sürede azaltan tedavi şeklidir. Halk arasında yaygın bir düşünce olan ameliyat sırasında tümörün yayılacağı görüşü ise doğru değildir, teorik olarak mümkünse de ehil ellerde bu risk minimuma indirilebilir.
2-SİTOTOKSİK TEDAVİ:
Hedef tümör kitlesinin büyümesinin hücre bazında bloke edilmesidir. Hücre çoğalması, ister patolojik kanser hücresi ister yenilenen cilt veya barsak yüzeyi hücresi olsun, hücre siklusu adı verilen bir döngü ile olur ve bu döngü birtakım ilaçlarla bloke edilebilir. Bu tedavi, ilaçla yapılırsa kemoterapi, ışınla yapılırsa radyoterapi adını alır.
Sitotoksik tedavi, yan etkileri ve emniyet profili açısından cerrahi kadar emin değildir çünkü kanser hücreleri ile normal insan hücresi arasında seçiciliği çok fazla yoktur. Kemoterapi sırasında vücuttaki ‘tümöre en benzeyen hücreler’ yani hızlı üreyen, yenilenme kapasiteleri yüksek olan, kemik iliği, karaciğer, deri ve kıl kökleri gibi deri ekleri, ağızdan anüse kadar sindirim sistemi yüzeyi de zarar görebilir. Radyoterapi esnasında da tümöre ulaşan kadarki mesafedeki cilt ve ciltaltı dokuları zarar görebilir, akciğerde radyasyon pnömonisi dediğimiz zatüreye benzer ancak mikrobik olmayan kalıcı hasarlanma meydana gelebilir. Radyoterapide kullanılan cihazın teknik özellikleri ve gelişmişlik derecesi çok önemlidir.
3-HORMONOTERAPİ:
Hormon salgılayan veya oluşum mekanizmalarında hormonlardan etkilenen meme, prostat kanserleri gibi birtakım kanser türlerinde etkilidirler. Bu gruptaki en çok reçete edilen kanser ilkaçlarından biri olan ‘tamoksifen’ de porsuk ağacından elde edilen bitkisel kaynaklı bir drogdur.
4- İMMÜNOTERAPİ:
Bağışıklık sistemini güçlendirme esasına dayanır. Bağışıklık sistemimizde tümör hücrelerini ‘fagositoz’ diye adlandırılan bir yöntemle ortadan kaldırabilen makrofajlar, NK hücreleri denen doğal öldürücü hücreler ve sitotoksik T hücreleri mevcuttur. Bunlar kansere karşı vücut savunmasının ana hücreleridir.
Bazı tümör tiplerinde BCG (verem aşısı) nın immünstimülasyon yani bağışıklık sistemini kamçılayıcı özelliğinden faydalanılmıştır.
Tümör hücresine tutunmuş, onu tahrip eden bir sitotoksik T lenfosit
Tümör hücresine tutunmuş bir NK (doğal öldürücü) hücre
Yukarıda bir kanser hücresine saldırıp onu yutan bir çöpçü makrofaj izliyoruz. ( elektron mikroskobik resim)
KANSERDE BİTKİSEL TEDAVİNİN YERİ
KANSER TEDAVİSİNDE YARDIMCI YÖNTEMLER
* İmmün sistem güçlendiricileri,
* Detoksifikasyon (toksinlerden arınma),
* Vücudun kansere karşı savunma mekanizmalarını kamçılamak (bazen genetik düzeyde),
* Direkt tümör hücrelerini öldürme kapasitesine sahip maddeler kullanmaktır.
Yüzyıllardır, birçok bitki, çeşitli formatlarda (çay, ekstre, soğuk distilasyon ürünü bitki özleri, esansları, yağları vs) kanser tedavisinde kullanılmıştır. Son yıllarda bitkilerin ve bitkisel ilaçların revaçta olması nedeniyle birçok kitapta, gazete ve dergide sıkça rastlamaktayız ‘şu bitkinin çayını için veya şunu yeyin, şu kanser türüne yakalanmaktan korunun’ diye. Birçok bitkinin çay şeklinde içilmesinin bazı kanser türlerini karşı koruyucu etkisi olduğu doğrudur. Kanser tedavisine yardımcı olmak için bitkisel çayların içerdiği etken madde dozu çoğu zaman yetersiz kalır. Birtakım bitki özleri, örneğin soğuk distilasyon ürünleri, çok daha yüksek doz etken madde içerirler ve tümör tedavisinde bitkinin kendisinden daha yardımcıdırlar.
Bu bitki ve bitki özleri farklı birkaç etki mekanizmasıyla kanser tedavisine yardımcı olurlar. Bunlardan en iyi bilineni immünstimülasyon denilen bağışıklık sisteminin güçlendirilmesidir. Bağışıklık sistemi vücudun tümöre karşı sahip olduğu en önemli savunma mekanizmasıdır ve ana silahı NK (natürel killer) hücreleri adı verilen doğal öldürücü hücrelerdir. Bu hücrelerin sayıca artırılmasına sebep olan birtakım bitki ve bitki özleri kanser tedavisine yardımcı olur.
NK hücreleri tümör hücrelerini öldürüp vücuttan atabilme özelliğine sahiptirler. NK (doğal öldürücü) hücreler, IL-2 ile aktive edilirler ve doğada vücudumuzdaki IL-2 seviyesini artırdığı saptanan pek çok madde vardır. Kekik, lavanta, limon kabuğu, meyan kökü, jujube meyvesi, bunlardan yalnızca birkaçıdır… Dikkat edilmesi gereken unsur, tümör destek tedavisinde bu maddelerin direkt çay şeklinde alımının doz açısından yetersiz geleceği ve konsantre formlarının dozlarının hastanın yaşına ve o anki muayene bulgularına göre dikkatle bir uzman tarafından ayarlanması gerektiğidir.
Bitkilerin tümöre karşı tek etki mekanizması bağışıklığı güçlendirme anlamına gelen immünstimülasyon değildir, birtakım bitki ve bitki özleri tümör hücrelerinin bölünmesini hücre siklusu düzeyinde bloke ederek tümörün büyümesine engel olurlar, yani sitotoksik etki yaparlar. ‘Sitotoksik’ terimi, kelime anlamıyla ‘hücre üzerindeki toksik etki’ demektir ki bu hücre bazen insan hücresi, bazen bakteri-virüs-mantar gibi mikrobik hücre, bazen ise tümör hücresidir. Bağışıklık sistemimizde sitotoksik etkiye sahip ‘sitotoksik T hücreler’ mevcuttur.
Bu sitotoksik etki birçok kemoterapi ilacının da ortak etki mekanizmasıdır, yani, bağışıklık sistemimizde kemoterapotik ajanlarla aynı etkiyi gösteren hücreler, sitotoksik T lenfositler mevcuttur. Sensitize, duyarlanmış sitotoksik T hücrelerinin deneysel olarak oluşturulmuş tümöre karşı etkileri kanıtlanmıştır. Hergün çeşitli dış etkenlerle vücudumuzda çeşitli kanser hücreleri oluşabilmektedir ve bizim haberimiz bile olmadan ‘sitotoksik T lenfositlerimiz’ bunlarla mücadele etmektedir.Sitotksik T hücrelerinin daha güçlü anti-tümör etkiye sahip olabilmeleri için sayıca artırılabilmeleri ve aktive olabilmeleri yani duyarlanmaları mümkündür.Bazı bitki, bitki özleri ve besin takviyeleri, sitotoksik T hücrelerini hem sayıca artırarak hem de onları aktive ederek tümör tedavisine yardımcı olurlar.
Birtakım bitkilerin ise direkt sitotoksik yani hücre öldürücü etkisi vardır ama bu etki mekanizmasına sahip bitkiler arasında yan etki profilleri açısından emniyetli olmayan bir grup da vardır ki çok dikkatle ve uzman kontrolünde kullanılmaları gerekir. Bitkisel tedaviye bakışta yapılan en önemli hata ‘nasıl olsa bitkidir, yan etkisi yoktur’ mantığıdır ki çok yanlış bir tutumdur çünkü etkisi olan herhangi bir maddenin yan etkisi de vardır veya yan etkisi olmayan şeyin etkisi de yoktur. Örneğin tümöre karşı koruyucu etkisi olduğu bilinen bir bitki hatta besin olan sarmısağın tansiyon düşürücü yan etkisi vardır ve düşük tansiyonla seyreden birçok hastalıkta kullanımı sakıncalıdır.
Yine kanserden koruyucu ve tedavisine yardımcı etkisi olan, ninelerimizin mutfağından eksik etmediği kekik, yüksek tansiyonlu bir hastada aşırı dozda alındığında beyin kanamasına bile yol açabilir. Halk arasında yöresel bir içecek olarak yaygın olarak kullanılan meyan kökü ise kan potasyum düzeyi düşük olan bir hastaya verildiğinde hayati tehlike ortaya çıkar. Öyle ki verdiğim bu örneklerin tümü masum sayılan, mutfağımızda da besin ve içecek olarak kullanılmış emniyet profili yüksek maddelerdir, bir de toksik yan etkileri mevcut olan , emniyet profili düşük bitkiler vardır ki bu grup bitkilerin kontrolsüz kullanımı zaten Sağlık Bakanlığı’nca yasaklanmıştır.